NAMAZ DİNİN DİREĞİDİR
Host unlimited photos at slide.com for FREE!

NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 20. Benim kalbim temiz,

Kategori: NEDEN NAMAZ

Namazla ilgili sohbet veya tavsiyeler üzerine kimi insanlar hemen ortaya atılır:

“Kardeşim, sen benim kalbime bak. Benim kalbim temiz. Hiç kimseye kötülük

şünmüyorum.”

Bunu söyleyen insanlar, gerçekten Rabbimizin emirleri ve dinimiz İslâmiyet

hakkında pek bir şey bilmiyor.

Öncelikle, “Benim kalbim temiz” diyerek böbürlenmek, kendini beğenmek ve

namaz kılanları kalpleri kirli olan insanlar olarak görmek büyük bir hatadır.

Çünkü dinimiz, alçakgönüllü olmayı, asla büyüklenmemeyi emreder.

Kalbinin temiz olduğunu herkes kendisi değil, başkaları söylemelidir. Bir

kimse elbette kendisini iyi görür. Asıl hüner, başka kimselerin onu takdir etmesidir.

Asıl önemli konu şudur: Namazı emreden Rabbimiz ve onu bize öğreten Peygamberimizdir.

Hiçbir ayet ve hadiste, “Ey kalbi kirli olanlar, namaz kılın. Kalbi

temizler, siz yan gelip yatabilirsiniz” diye bir emir yok.

Namazla ilgili tüm emirler, mü’min ve Müslüman olanlar içindir. Üstelik kalbiniz

temizse, daha fazla namaz kılmalısınız.

Dünyanın gelmiş geçmiş kalbi en temiz insanı, Peygamberimizdir. Hiç kimse

için kötülük düşünmemiş, hatta canına kast eden nice düşmanlarını affetmiştir.

Ancak en çok namaz kılan da yine odur. Bir bakıma şunu söyleyebiliriz: Kimin

kalbi temiz, imanı güçlü, teslimiyeti fazlaysa, o kişi daha çok namaz kılar.

Bu yüzden “Kalbim temiz” bahanesi hiçbir temele dayanmayan asılsız bir safsatadan

ibarettir.

- 11/5/2007 - yorum {0}


NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 19. Camiye ve abdest yerine uzağız

Kategori: NEDEN NAMAZ

Bir grup dindar ve namaz kılan insan bir otobüs kiralayarak İstanbul’u gezmeye

geliyorlar. İçlerinde iman ve Kur’an’a hizmet etmek aşkıyla yanıp tutuşan

çok gayretli, namaza karşı çok dikkatli gençler var. Niyetleri sabah namazını Süleymaniye

Camisinde kılarak, manevî havayı doyasıya teneffüs etmek, âdeta

asırlar öncesinin feyizli dünyasında bir saat geçirebilmek.

Ne var ki, şehrin içinde, tam da sabah namazı vaktinde otobüs arıza yapıyor.

Bir türlü sorunu çözemiyorlar. Tabiî o saatte her yer kapalı ve bir tamirci getirmek

imkânsız. Olayı anlatan arkadaşım, maalesef sabah namazını kılamadıklarını

söyledi. Kulaklarıma inanamadım, “Nasıl olur, hiçbir çözüm aklınıza gelmedi

mi?” dedim. “Çevreyi tanımıyoruz, etrafta cami yok” dedi arkadaşım. Oysa bahsettikleri

yerin birkaç yüz metre ötesinde cami vardı. Tabiî yüksek katlı binalardan

dolayı gözükmüyordu. Daha baştan, “Cami yok, çevreyi bilmiyoruz, namaz

kılacak bir yer bulamayız” diye düşündükleri için kaybetmişlerdi.

Eğer kafalarında, “Kesinlikle namazı kılmalıyız, onun önünde hiçbir engel tanımayız”

şüncesi olsaydı, Allah onlara mutlaka bir çıkış yolu gösterecekti.

Meselâ, iki kişi bir taksiyle etrafı gezer, buldukları camiye bütün arkadaşlarını

götürürdü. Belki çok az bir masraf edilirdi, ama “dünya ve içindekilerden daha

hayırlı olan sabah namazı” kazaya kalmazdı.

- 11/5/2007 - yorum {0}


NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 18. Yer temiz mi, ortam uygun mu,

Kategori: NEDEN NAMAZ

Bazı kimseler, bulundukları yerin temiz olmadığını ya da namaz kılacak uygun

bir yer bulamadıklarını namaza engel gösterirler. Oysa toprakta, betonda,

tahtada, parkede, camda, çimde namaz kılabiliriz. Yeter ki, gözle görünen, mutlaka

fark edilen bir pislik olmasın.

Eğer namaz kılacağınız yer üzerine halı, kilim, hasır gibi bir şey döşenmemişse,

hiç çekinmeden paltonuzu, ceketinizi veya kazağınızı çıkarıp serin. Bir keresinde

yazdığım bir yazıdan dolayı savcıya ifade vermek üzere mahkemeye gitmiştim.

Sıramızı beklerken namaz vakti girdi. “Nasıl olsa ifademizi verdikten

sonra vakit kalır ve o zaman kılarım” diye düşünebilirdim. Ama en güzeli namazı

vaktinde kılmaktı. Çünkü ne olur ne olmaz, bir aksilik çıkar ve namazımıza

yazık olurdu. Hemen lavaboda abdestimi aldım ve bulunduğumuz kattaki kapıdan

terasa çıktım. Ceketimi çıkarıp namazımı büyük bir huzurla kıldım. Mahkemede

ifade verecektik, heyecanlı ve sıkıntılıydık. Ama hiçbir şey, namazı kazaya

bırakmak kadar acı ve sıkıcı değil.

Belki namaz vaktinin girdiği ve geçmek üzere olduğu ortamda sıkılabilirsiniz.

Hiç kimsenin namaz kılmadığı bir yer olabilir. Yukarıda verdiğim örnekte belki

sıkılıp utanmak mümkün. Mahkemeye gelmişsiniz, heyecanlısınız, etrafınızda

görevli memurlar var. Hiç önemli değil. Siz en temel hakkınız olan, ibadet etme

hakkınızı kullanıyorsunuz. Namazın kime, ne zararı var?

Bir keresinde bir televizyonda canlı yayına katılacaktım. Akşam ezanı okundu.

Lavaboya giderek abdest aldım ve mescid olup olmadığını sordum. Maalesef

yoktu. Yayına çıkacağımız ve kalacağımız süreyi hesap ettim. Namaz vakti çıkmadan

işimiz bitecekti. Böylece dışarıda namazımızı kıldık. Eğer bu mümkün

olmasaydı, hiç çekinmeden orada kılacaktım. Gerekirse yayına bile katılmazdım.

Çünkü, namazdan önemli hiçbir şey yoktur.

Camilerden uzak veya tanımadığımız ortamlarda karşılaştığımız problemlerden

birisi de, kıbleyi bulmak meselesidir. Kıbleyi, çevremize sorarak veya bazı

formüller uygulayarak bulmak mümkündür. Bunun için ilmihal kitaplarındaki

bahislere bakmanız gerekir. Ama en kestirmeden kıble bulma formülü, kıbleyi

gösteren bir pusula almaktır. Sadece kıble bulmak için özel yapılmış pusulalar ve kullanma kılavuzları vardır. Bunu yanımızda taşımakla, her yerde her zaman

kıbleyi bulmamız mümkündür.

Dünya hayatı için bir sürü eşyanın hamallığını yapıyoruz. Ahiretimiz için de

gerekli bazı cihazları taşısak hiçbir şey kaybetmeyiz.

- 11/5/2007 - yorum {0}


NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 17. O kadar çok engelim var ki...

Kategori: NEDEN NAMAZ

Namazın önünde hiçbir engel tanımayın. Emin olun ki, eğer tanımazsanız

namaza sizi davet eden Allah, karşınıza çıkmaya yeltenecek her türlü engeli

ayaklarınızın altında zelil edecektir.

Deneyin. Yanınızda, kâinatı şah damarından yakalayan Allah varken hangi

ordular sizi durduracakmış! Hangi şeytan alıkoyabilecekmiş sizi o engin buluşmadan?

Biliyorum, hepimiz çeşitli bahanelerle yüzleşiriz. Belki de bazen namazı eda

edemeyişimizin nedeni keyfimiz değildir.

Hücrelerinize kadar yorgun musunuz? Hastalık iliklerinize kadar kuşattı mı

sizi? Zamanınız ve saniyeleriniz bir mengeneye mi sıkıştı? Hiç olmazsa farzları

kılabilirsiniz.

Farz, Allah ile bağlarımızı koruyan asgarî sınırdır. Güvenlik bağınızı kopardığınızda

boşluğa yuvarlanırsınız. Biz hiçbir rüzgârdan etkilenmeyecek kadar güçlü

bir ip cambazı değiliz. Kalbimizi hedef seçen kurşun yağmurları arasında yürüyoruz

bu hayat ipinde. Semanın sonsuzluğuyla bizi bağlayan farzları da terk

edersek, kaçırdığımız ipin ucunu bir daha yakalayamama tehlikesi var.

Bir vakit namazı kılamazsanız diğer namazı da kılamayabilirsiniz. Bir defa

koptuğunuzda, bağışlayan rahmet aşağılardan sizi yakalamazsa çukura çakılmanız

mukadderdir.

Nefis asla doymaz, tatmin olmaz, isteklerini bitirmez. Kopardığı bir tavizi daha

büyük bir talep takip edecektir. Elinizi alırsa kafanızı da götürmek isteyecektir.

Nefsine selâm veren ona borçlu çıkacaktır. Tercih sizin. Uzatmadığınız kalbinizden

hangi rahmetin tutmasını bekleyeceksiniz ki?

Eğer bir gün, şeytan tüm bahaneleri tank yapıp üzerinize yürürse, eğer bir gün

nefsiniz yüreğinize taktığı zincirle sizi sürükleyip götürmek isterse, kimden koparılmak

istendiğinizi hatırlayın.

Bu kopuş, anadan, babadan, yârdan, yurttan kopuş gibi değildir. Candan

kopmak böylesine hazin olamazdı. Kimden koparılmak istendiğinizi görün. Nasıl,

bir aslan gibi güçleneceğinizi, çelik gibi bir iradeye sahip olacağınızı anlayacaksınız.

O zaman hiçbir engel Yaratıcınızla olan bağı koparmayı başaramayacaktır.

Namaza karşı forvette oynayan veya kalecilik yapan bir futbolcunun psikolojisiyle

hareket etmelisiniz. Bunların ikisinin de gözü toptadır. Golcü futbolcu

“Nasıl etsem de gol atabilsem” diye gözünü kırpmadan topu izler. Kaleci de,

“Aman topu kaleye sokmayayım” diye devamlı topu takip eder. Gol fırsatını kaçırmayı

veya gol yemeyi, sanki ölüm gibi acı görürler.

Bilirler ki, milyonlarca taraftar onları izlemektedir. Onların başarısıyla sevinecek,

hatasıyla acıya boğulacaklardır.

Namaz için ezan okunduğunda bizleri kimlerin izlediğini hiç düşündünüz mü?

En başta Rabbimiz huzuruna bekliyor. Bizim kendilerini göremediğimiz, ama

ruhen her zaman etrafımızda olan melekler, nebiler, evliyalar bizim namaz için

koşmamızı istiyorlar. Allah’ın huzuruna coşkuyla koşuyorsak, mutlu oluyor,

ihmal edersek hüzne gark oluyorlar. Yine ihmal eder misiniz?

Madem ki dinimizde imandan sonra en büyük hakikat namazdır; aklımız, kalbimiz,

ruhumuz, duygularımız namazla dolmalı, onunla doymalı, bütün zerrelerimizi

Allah’la buluşmanın sevinç ve heyecanı kaplamalıdır.

Dikkat edin: Ben namaz için bir vakit ihmali ve geciktirmeyi bile reddeden bir

anlayışla bunları yazıyorum. Yoksa sadece hiç namaz kılmayanları kast etmiyorum.

Bu açıdan hiçbirimiz, “Biz zaten namazımızı kılıyoruz” diye işin içinden

sıyrılamayız.

Namazı geciktirmeye, ihmale veya baştan savma kılmaya mazeret diye gösterdiğimiz

şeylere bakın! Söyler misiniz, hangisi vazgeçilmez Allah aşkına?

Namaz benliğimizi öylesine doldurmalı ki, vaktimizi, yerimizi, işimizi ona

göre ayarlamalıyız. Muhterem validemin tedavi için hastaneye giderken ihtiyaç

çantasına koyduğu ilk şey, seccadesi olurdu. Ne kadar zor şartlarda ve yoğun

olursa olsun vakti girince yaptığı ilk iş, namazı kılmaktı. Biz de böyle davranırsak

ne kaybederiz?

Namazı engelleyecek şeylerin sizi yenmemesi için, bütün savunma gücünüzü

hazırlayın ki, nefisten gol yemeyesiniz. Eğer böyle bir şuur zırhını kuşanırsanız,

Allah’ın, hayal edemeyeceğiniz fırsatlar yaratacağından hiç şüpheniz olmasın.

Siz Ona kul olup, namaz kılma heyecanıyla yaşarsanız, O size zaman yaratır, yer

yaratır, imkân yaratır. Hattâ insanları size hizmetçi yapar.

- 11/5/2007 - yorum {1}


NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 16. Kılacaktım, ama unuttum

Kategori: NEDEN NAMAZ

Bir gün öğle ezanları mü’minleri Allah’la buluşmaya çağırırken, sevgi, heyecan

ve şevkle mescide gidiyordum. Çevremdekilere, “Duydunuz mu? Aşağıda

toplantı var. Hemen hazırlanın” dedim.

“Toplantı” ne efsunlu bir kelimeymiş ki, insanlar bir anda şaşırıp, katılmak

zorunda olduklarını hissettirir bir hayıflanmayla, “Haberimiz yok” diyorlardı.

“Öyleyse şimdi haberiniz oldu” dedim. “Hemen abdestinizi alın ve koşun.”

Bizim için bir vakit namaz binlerce toplantıdan, buluşmadan, sohbetten önemli

değil mi? “Namaz uykudan hayırlıdır” diyen Hz. Bilâl (r.a.), aynı zamanda

namazın her şeyden hayırlı olduğunu söylemiş olmuyor mu? Devam ettim:

“Askerde komutanımız çağırsa koşarak huzuruna çıkarız. Oysa bizi şu anda

huzuruna çağıran, Kumandan-ı Akdes’tir. Ezel ve ebed Sultanıdır. Dünya ve

âhiretin Hâkimidir. Kim Ona hayır diyebilir?”

Bir arkadaşım, “Namazı vaktinde ve cemaatle kılmak çok iyi. Ama nefse ağır

geliyor” dedi. Ben aksini düşünüyorum. Namazı vaktinde kılmak, çok hafif ve

lezzetli. Asıl onu ertelemek, nefsime ağır geliyor. Namazı kılınca aklım, kalbim,

ruhum ve hattâ nefsim rahatlıyor. Namazımı her hatırladığımda, “Ohh, namazımı

kıldım” diyorum. Ya namazı ertelediğiniz vakitleri düşünün. Her hatırlayışta,

Şu namazı bir kılsaydım” diye bütün varlığınız bir cenderede sıkılmıyor mu?

Namazı kılıp en fıtrî görevinizi yapıncaya değin sanki dünya kadar bir kayanın

altında eziliyormuş gibi olmuyor musunuz? Vaktinde kılıp bu acı ve ıztıraptan

kurtulmak, üstelik cemaatle kılıp 27 kat fazla sevap almak varken niye ruhunuzun

bir mengenede sıkılmasına dayanabiliyorsunuz?

“Namazı vaktinde kılmayı, en faziletli amel” olarak niteleyen Sevgili Peygamberimiz

(a.s.m.), aynı zamanda bizi bu cendereden kurtarmış olmuyor mu?

Namazı geciktirirseniz, ona önem vermediğinizi göstermiş olursunuz. Erteleyen,

ihmal eden, önem vermeyen unutur da. Allah’ın daveti nasıl geciktirilir, nasıl unutulur, O en büyük Sevgiliyle buluşmak nasıl ihmal edilir; havsalanız alıyor

mu?

Namazı ertelemekten, geciktirmekten, unutmaktan kurtulmak istiyor musunuz?

İşte size en kestirme yol: Onu en büyük işiniz kabul edin, hayatınızı namaza

göre programlayın. Kâinatın Sahibi sizi huzuruna çağırdığında ilk işiniz, elinizdeki

her şeyi fırlatıp, “Geliyorum Rabbim” demek ve namaza koşmak olsun.

Hatta vakit gelmeden hazırlanın, heyecanlanın. Ölümden hayata kaçanların koştuğu

gibi koşun ibâdete.

Rabbimiz, “Ey mü’minler! Cuma günü namaz için çağrıldığınız zaman Allah’ı

zikre koşun, alış verişi bırakın. Bilirseniz böyle yapmanız sizin için daha

hayırlıdır” (Cuma: 9) diye buyurmuyor mu? Sadece Cuma için değil, beş vakit

için cemaate koşun. Göreceksiniz, o zaman meleklerin ruhaniyatı ruhunuzu kuşatacak,

tüm hayatınız heyecanla ve verimlilikle dolacaktır. Unutur musunuz?

Ertelemek yüzünden mahrum bırakılırız namazdan. Küser bize ibadetimiz ve

yalnız, yapayalnız bırakılırız yeryüzünde. Yetim kalmak nedir bilir misiniz? Ya

ıssız bir çölde terk edilmek? Kimse Allah’ın terk ettiği, yapayalnız bıraktığı kadar

yalnız değildir. Erteler misiniz?

Hayır, bizi yalnız bırakmıyor O. Günde beş defa Ona çağıran mesajlar çınlıyor

kulaklarımızda. Ve her günün binlerce dakikası boyunca onu anlatan çiçeklerin,

böceklerin, kelebeklerin, yıldızların arasında yaşıyoruz hayatımızı. Bizi

yalnız bırakan biziz. Sahibinden kaçıp ıssız çöllerde kaybolan küçük kedi kimi

suçlayabilir?

Anlamakta güçlük çekiyorum: Misafiri olduğum bir genel müdürü bakan telefonla

aramıştı. Yıldırımdan kaçarcasına telefona nefes nefese koşmuştu genel

müdür. Telefona saldırışını gördüğümde ölümden kurtuluşunun bu telefonla gelecek

haberde olduğunu sanmıştım. Öylesine önemli bir insan sizi aramış olsaydı

heyecanlanmaz mıydınız? Vicdanınıza sorun: Şimdi cumhurbaşkanı sizi arasaydı,—

onu ister sevin ister sevmeyin,—saatlerce bekletebilir miydiniz? Bırakın

saatleri, bir dakika gecikir miydiniz? Ama bizim beklettiğimiz basit insanlar değil.

Bizi bıkmadan davet eden Allah’ı bekletiyoruz.

Cemaatle namaz kılmak heyecanıyla camiye koşmak için dede olacağımız yılları

mı bekliyoruz? Kimi zaman ucuz ürün kampanyalarında saatlerce bekleyenler,

camide 5 dakika beklemekle ne zenginliklere ulaşabileceklerini bir bilselerdi!

Ama biz, kâinatın ibadetini ve üstünlüğünü temsil eden en mükerrem yaratıklar.

Biz şefkatli Yaratıcının konuşmaya tenezzül ettiği ve “en güzel sanatım” dediği

insanlar. Çaresiz düşğünde hıçkırıklarla ağlamasını bilenler biziz.

Ve biz, her günün aydınlanan sabahında gaybın o hazin, o heyecan verici davetini

dinliyoruz. Rabbimiz bizi huzuruna davet ediyor da, yumuşacık yatağımızdan kalkamıyorsak, O bizi sevgisiyle kuşatacağı secdeye, huzuruyla buluşmaya

çağırıyor da seyrettiğimiz filmden taviz veremiyorsak, vay hâlimize!

“Tamam gelirim Allah’ım. Duydum bu mesajı. Şu işim bitsin, şu filmin sonunu

seyredeyim, sonra gelirim. Gelmek isterim, ama şimdi bu sıcak yataktan nasıl

kalkacağım? Lütfen beni başka zaman çağır. Ne olur ısrar etme Allah’ım. Rahmetini

başkalarına ver” der misiniz? “Haşa” diyen vicdanınız titriyor değil mi?

Ama bir ezan boyunca yataktan kalkamayanların, işini bırakamayanların verdikleri

mesaj bu değil mi? Televizyonu bırakamadığı için uykusu gelinceye kadar

ayakta kalan, sonra da bastıran uykuya esir olup yatsı namazını ihmal edenlerin

dilini başka nasıl tercüme edeceksiniz?

Hazindir bunlar. Belki gülüyoruz ağlanacak hâlimize. Oysa utancımızdan alnımız

ayaklarımızın altına kapanmalı. Pişmanlığımızın verdiği acı kalbimizi

ezen dağlar kadar büyük olmalıydı.

Bir an o ezan sesinin Hz. Peygamberin (a.s.m.) dinlediği ses olduğunu düşünün.

O an sizi davet edenin, ezanı Medine semalarında ilk kez yankılatan Hz.

Bilâl (r.a.) olduğunu hayal edin. Bir an fark edin ki, sizden önce o camiye çoktan

yetişmiş olan Hz. Peygamberin mâneviyatı sizi orada bekliyor. Bir an kapatın

gözlerinizi ve dinleyin. Şefkatli sahibinizin “Ey sevdiğim kulum, hâlâ Benim

huzuruma gelmeyecek misin?” der gibi olduğunu duyacaksınız. Hâlâ ihmali, ertelemeyi,

geciktirmeyi, unutmayı başarabilecek misiniz?

- 11/5/2007 - yorum {0}


Son Sayfa Sonraki Sayfa


Tanım
BÜTÜN HERKEZİ NAMAZ KILMAYA DAVET EDİYORUZ. ŞÜPHESİZ Kİ İNSANLAR ALLAH'A KULLUK (İBADET) ETMEK İÇİN YARATILMIŞLARDIR. İBADETLERİN EN ÖNEMLİSİ İSE NAMAZDIR. ÖLÜNCE VERİLECEK İLK HESAP KİŞİNİN NAMAZLARIDIR. GELİN BU HESABI KOLAY VERELİM.
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Kategoriler
  • NEDEN NAMAZ
  • Son Yazılar
    - NAMAZ İLE İLGİLİ HADİSLER
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 20. Benim kalbim temiz,
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 19. Camiye ve abdest yerine uzağız
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 18. Yer temiz mi, ortam uygun mu,
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 17. O kadar çok engelim var ki...
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 16. Kılacaktım, ama unuttum
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 15. Yolculukta nasıl kılayım?
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 14. Askerde nasıl kılayım?
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 13. İş yerinde izin vermiyorlar
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 12. Üzerim temiz değil
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 11. Elimde yara var, abdestim olmaz
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 10. Hastayım nasıl kılayım?
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 9. Çok yoğun işlerim var
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 8. Kılacağım, ama duaları bilmiyorum
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 7. Sihirli formül arayışı
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 6 Hiç bitmiyor, usanıyoruz
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ -5. “Çalışmak da ibâdettir” GERÇEĞİNİ YANLIŞ ANLAMAK
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ -4. “Zamanım yok” iddiası
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 3 Daha gençsin, yaşlanınca kılarsın
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ - 2 “Allah Gafûr ve Rahîm’dir, affeder” düşüncesi
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ -1 Önemini bilmemek
    - NAMAZI TERK ETMENİN BAHANELERİ
    - SABAH NAMAZININ VAKTİ GÜNEŞ DOĞUNCA ÇIKAR
    - Hz. Ömer yaralıyken bile
    - SABAH NAMAZININ SÜNNETİ BİLE DÜNYADAN HAYIRLI